Kemal Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kemal Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2015

Kemal Atatürk:Bizim milletimiz Bulgarlar, Sırplar,Macarlar,Romenler gibi Fatih'lerin arkasında serserilik etmiş.


Kemal Atatürk:Bulgarlar, Sırplar,Macarlar ve Romenler Fatih.Kendi halkı ise böyle Fatih'lerin arkasında serserilik etmiş.

Türkiye İktisat Kongresi’ni Açış Söylevi İzmir 17 Şubat 1923


...Arkadaşlar, kılıç ile fetih yapanlar, sabanla fetih yapanlara yenilmeye ve sonuçta yerlerini bırakmaya mecburdurlar. Nitekim Osmanlı saltanatı da böyle olmuştur.Bulgarlar,Sırplar,Macarlar,Romenler sabanlarına yapışmışlar, varlıklarını korumuşlar, kuvvetlenmişler; bizim milletimiz de böyle fatihlerin arkasında serserilik etmiş ve kendi ana yurdunda çalışmamış olmasından dolayı bir gün onlara yenilmiştir...[1]


Kaynaklar:
[1]Atürkün Söylev ve Demeçleri Türkiye İktisat Kongresi’ni Açış Söylevi İzmir 17 Şubat 1923 (Altıncı paragraf)


Hilmi Kemal



Kemal Atatürk: ''İktidarı alacağım softaları asacağım.''

Lütfü Müfit ÖZDEŞ'in canlı anıları:

Mustafa kemal'in  Harp okulundan itibaren en yakım arkadaşlarından biride uzun yıllar T.B.M.M.'de Kırşehir millet vekili olarak bulunmuş olan Lütfü Müfit ÖZDEŞ'tir.[1]

''İktidarı alacağım softaları asacağım.''

Mustafa Kemal sinirlendiği zamanlar 

''Aklınızı başınıza toplayın, ileride ben paşa olacağım, sizleride yanıma yaver olarak alacağım'' der.

Lütfü Müfit:

Asıl ben paşa 

''İktidarı alacağım softaları asacağım.İlk yapacağım icraat bu millet ve devletin bu hale gelmesinde en büyük sorumluluğu taşıyan yobazları,sarıklı softaları sarıklarından yakalayıp ibreti alem için sokaklarda dizi dizi asmak olacaktır.'' [2]

Öyle anlaşılıyor ki, derdi alimlerdi. 

Kaynaklar:
[1]Atatürk Ansiklopesi, Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihi,May yayınları,1971 Baskı, Cild 1 ( 9 cilt ), sayfa:147
[2]Atatürk Ansiklopesi, Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihi,May yayınları,1971 Baskı, Cild 1 ( 9 cilt ), sayfa:148






11 Eylül 2015

Mustafa Kemal ''Bir İngilizin Kürtler arasında yaptığı propaganda''

Mustafa Kemal 1919 yılında bir telgrafında, Urfa'da  Mr. Noel isminde bir İngiliz Binbaşısının Osmanlı hükümeti aleyhinde propagandalar yaptığını, Kürtler'den aldığı cevaplardan Mr. Noel'in memnun olmadığını, Kürtler'in Türk kardeşlerinden ayrılmıycaklarını, bu uğurda sonuna kadar hayatlarını feda edeceklerini ve teklif edilen parayı Kürtler'in kabul etmediklerini bildiriyor.

BÎR iNGİLİZİN KÜRTLER ARASINDA YAPTIĞI PROPAGANDA

                                                  (24. VI. 1919)

15. K. Kumandanlığına gönderilen şifre.

       Müfettişliğin 24.6.35 tarih (26) numaralı şifresi mahlûlûdur.

1 - (...) Mr. Noel isminde bir İngiliz Binbaşısı Urfa'dan Siverek tarikiyle Viranşehire girderek (Milli) aşairi rüesasiyle görüşmüş ve Urfa'ya avdet eylemiştir. Hükümeti Osmaniye aleyhinde pek fena propagandalar yapmıştır. Rüesayı aşairden aldığı kati cevaplar kendisini memnun etmemiştir. Kürtler bilâkaydı şart devletten ve Türk kardeşlerinden ayrılmıycaklarını bu uğurda en son neferlerine varıncaya kadar fedayı hayata amade bulunduklarını söylemiştir. Ve mumaileyhin vermek istediği külliyetli parayı kabul etmiyerek ibrazı hamiyet ve namus eylemiştir.

2 - Şerifi Mekkenin oğlu Faysal Yaveri Ramazanı Viranşehir köylerinden birine göndererek (S Z Z S Z Z Y) aşairi Reisi Mahmut Beyle görüşüyormuş. İngilizlerle kendisinin arası açıldığı ve Vilâyatı sittenin Ermenistan olacağı cihetle kendisiyle ittifak ve ittihat teklif eylemiş isede tamamen cevabı ret almıştır.[1]

T.İ.T.E . Arşivi : 24/3205 


Kaynaklar:
[1]Atatürk'ün Tamim Telgraf ve beyannameleri IV, 1991, Atatürk Kültür Dil ve Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, sayfa 48



İlgili Bölümler:

7 Eylül 2015

Vahidüddin, Vatan haini değil büyük vatan dostu [bölüm 4] '' Sultan Vahdettin Mustafa Kemal Paşa'yı Anadolu'ya geçmeye ikna etti ''




Bu işe şu anda hayatta bulunan eski bir yaverin bize vesika kıymetindeki beyanlarıyla girişeceğiz.

Eski yaverin anlattıkları:

Sultan Vahdettin'in bugün hayatta bulunan yaverlerinden eski Sadrazam Tevfik paşanın oğlu Ali Nuri (Oktay) Beyefendi Ayaspaşa'daki meşhur Park oteli'nin sahibidir. 

Seksen küsür yaşında olan Ali Nuri Beyefendiyi, Sultan Vahdettin hakkında en nadide bilgilerin sahibi olması gereken ve müstesna bir insan olarak telefonla aradım. Ne istediğimi anlattıktan sonra şu cevabı verdi:

- Bir kaç gündür gripli halde ve istirahat etmekteyim. Eğer gripe yakalanmaktan korkmazsanız oteldeki daireme buyurunuz, görüşelim!

... Birkaç hoş - beş lafından sonra hemen mevzuya girdim:

- Tevfik Paşa gibi Osmanlı tarihinin en nazik zamanlarından birinde Hükûmet Reisliği etmiş bir zatın oğlusunuz! Merhum ve muhterem pederiniz tıpkı Vahdettin'in son padişah olması gibi, Osmanlı Sadrâzamlarının sonuncusu. Sizde bu mütareke ve işgal devrinde Sultan yaverisiniz! Bu bakımdan gurbet illerdeki mezarı üzerinde koskoca bir yalan dağı oturulan Vahdettin'i yakından tanımış olmak gibi bir imtiyaza sahipsiniz.Allah'tan daha çok uzun olmasını dilediğim ömrünüzün bundan böyleki süresini hepimizin ki gibi yalnız Allah bilir. Ebedi hayatta ve Hesap Gününe inanmış bir insan olarak, aynı hisle dolu olduğunuz ümit, hatta emniyeti içinde, Vahdettin mevzuuna ait bildiklerinizi öğrenmeye, böylece Allah'ın rızasını kazanmanızı ve hiç bir hakikatin gizli kalmasına razı olmamanızı istemeye geldim. Vereceğiniz bilgileri kabul buyurursanız kaynak göstermek, istemezseniz menbaı gizli tutmak şartiyle Türk milli vicdanına takdim edeceğim' Lûtuf buyurunuz'

Esmer yüzünde ince bir zevk ve teassüs meltemi tek tek cevap verdi:

- İstediğiniz gibi hareket edebilir, kaynak olarak ismimi ortaya atabilirsiniz' Artık hem memleketimiz hem de şahsen ben o şartlar içindeyiz ki, ortada çekinilecek hiçbir şey görmüyorum!

Eski yaver devam etti:

- Sultan Vahdettin devrinde kurmaybinbaşıydım.Asıl vazifem süvari... Hem Erkân-ı Harbiye Mektebinde hocalık ediyor, hem de ''Yaverân-ı Hazret-i Şehriyâri kadrosunda bulunuyordum. Hayatım Sarayla Erkân-ı Harbiye Mektebi arasında geçiyordu. Balkan Muhaberesine iştirak etmiş. Birinci Dünya savaşına katılmıştım...

...

[devamla]

- Sultan Vahdettin, Milli Mücadeleye, Milli kurtuluş Hareketine bütün gönlüyle bağlıydı. Hareket başladıktan sonra beni sık sık huzura çağırır, dahili ve askeri vaziyetler üzerinde benden fikir alırdı. Taş basması büyük bir harita yapmıştım. Bu harita üzerinde kırmızı ve mavi, iğne bayraklarla vaziyeti Sultana izah eder ve askeri durumu gösterirdim. Kuva-yı Milliye hareketleri üzerinde her muvaffakıyet haberini alışında derinden bir ''oh'' çeker, ferahlar ve Dünyaya yeni gelmiş gibi olurdu. Bu manzara, benim gözlerimle tesbit ettiğim ve Allah ile kul huzurunda her an tekrarından çekinmeyeceğim bir hakikilik ve samimilik ifadesidir.

Eski yaver derin bir tahassus tavriyle sustu ve şu sözleri söyledi:

- Bahsettiğim Cuma selamlığından sonra Mustafa Kemal Paşa huzura davet ve kabul edildi. Sultan Vahdettin onu Anadolu'ya geçmeye ikna etti.

Telaşla doğruldum:

- İkna mı etti? Mustafa Kemal Paşanın bu hususta ikna edilmeye ihtiyacı varmıydı?

- İzah edeyim: Mustafa Kemal Paşanın huzura kabul edilişinden bir iki saat sonra Başyaver Naci Bey (Milli Mücadeleye katılan, birçok kumandanlarda bulunan, uzun zaman meb'usluk eden nâzik Naci Paşa lâkabiyle mâruf General Naci Eldeniz) yaverler odasına geldi ve haykırdı: '' Hûnkâr Mustafa Kemal Paşayı ikna edebildi! '' Bu haykırış, kelimesi kelimesine kulaklarımdadır. '' İkna '' tabiri yerindedir.

- Mustafa Kemal Paşanın gayesi Anadoluya geçmek değilmiydi?

- Ben Mustafa Kemal Paşayı büyük asker ve kumandan olarak tanırım. Öbür meziyetleri üzerinde söyleyecek bir sözüm yoktur. Mustafa Kemal Paşanın gayesi o zamanki Hükûmete girmekten başka bir şey değildi. Hem de bir çoklarının sandığı gibi Harbiye Nazırı olmak değil, Sadrazam olmak gayesi güdüyordu. 1919 ilkbaharında vaziyet şöyleydi: Şark ordumuz silahlarını bırakmıyor ve ortada itilaf devletleriyle aramızın yeniden açılacağı hüküm sürüyordu. Mustafa Kemal Paşada kudretli ve iradeli bir kumandan olarak biliniyordu. Bu kanaat bilhassa Hünkâra  aitti.  Mustafa Kemal Paşanın o günlerdeki kanaat ve görüşü ise İstanbul hükûmetinin İtilaf kuvvetlerine karşı direnmesi, isteklerini kabul ettirmesiydi. İşte bu tavrı göstermek için hükûmeti eline almak istiyordu. Halbuki bu kanaat ve görüş siyasi ve ameli bir kıymet ifade edemezdi. Zira Mondros Mütarekesi imzalamış olan mağlup bir hükûmetten galip düşmanlarına karşı bir direnme, karşı koyma iktidarı beklenemezdi.

Ali Nuri Efendinin sözünü kestim:

- Böyle olunca, o an için Kabineye girmek imkanını bulamayan  Mustafa Kemal Paşadan milli hareketi evvelden pilanlamış ve gaye edinmiş olması beklenemez!

Muhatabım bu dikkate cevap vermeden devam etti:

-  Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya gönderilmiştir. Onu göndermekte ancak iki gaye olabilirdi: İngilizlerin isteğine uygun şekilde Şark Ordusunu silahsızlandırması ve Doğudaki mukavemeti kırması için, yahut tam aksi olarak milli mukavemet ve hareket zemini açması için...

- Hangisi olduğunu sanıyorsunuz?

- Ben sadece ihtimalleri kaydediyor ve hadiselere ait unsurları veriyorum. Dileyen dilediği gibi hükmetsin!... Ben kendi hesabıma ayrıca bir tefsir yapmayı emin bir yol görmüyorum. Emin olduğum tek nokta, Mustafa Kemal Paşanın, Padişah tarafından ikna edildiğidir. Hâdiseler hangi ihtimale daha fazla yer veriyorsa öyle!...

Dâvanın şahdamarına ait suali sordum:

- Bu mevzuda Vahdetti'in Mustafa Kemal Paşaya '' Ben Halife ve Padişah olarak Anadolu'ya geçecek olursam düşman kuvvetleri birden telaşa düşüp topyekûn ana vatan üzerine çullanır ve memleketi tam bir esarete mahkûm eder. Sen bir kumandan olarak git, gerekirse bana ve hükûmete âsi ol ve milleti şahlandır '' dediği ve büyükçe bir para verdiği yolundaki sızıntılar doğru mudur, değil midir?

- Bilmiyorum! Onu hükûmet gönderdiğine göre elbette gerekli tahsisatı vermiştir.


Bu siyasi karşılığı şöyle mukabele ettim:


- Tahsisat ayrı ve tabii... Ayrıca Sultanın öz cebinden verdiği büyük bir para var mı, yok mu? Bir rivayete göre 30, bir rivayete 42, başka bir rivayete göre de 60 bin altın lira...


- Bilmiyorum! Mustafa Kemal Paşanın bu vazifeye, Padişahın emriyle Ferit Paşa tarafından gönderildiğini biliyorum!



- Emir veren Padişah olduğuna göre asıl maksadını hükûmetten gizli tutmuş olması ihtimali de yok mudur? Hususiyle Sultan Vahdettin'in son derece ketûm ve tedbir zekasına malik bir insan olduğu düşünülecek olursa?...

- Olabilir!... Vahdettin Ferit Paşayı sevmez ve ona itimat etmez. Nitekim Paris'te Versay sarayındaki sulh müzakereleri zamanında babamı çağırttı ve ona şu emri verdi: '' Sen de Ferit'in arkasından git ve onu kontrol et' ''

Muhatabım bu noktada davanın asli çizgisini bırakarak tarihi kıymet bakımından ehemmiyetli olsada Sulh Konferansına ait hususiyetlere daldı ve oradan yine Vahdettin'in vatan bağlısı seciyesine döndü.[1]



devam edecek


Kaynaklar:
[1]Necip Fazıl Kısakürek, Vahidüddin, Vatan haini değil büyük vatan dostu, Toker yayınları, birinci baskı, 1968, sayfa: 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156




Bölümler:



Alıntılarda  www.gercektarihsayfasi.com  olarak kaynak bildiriniz.



5 Temmuz 2015

Vahidüddin, Vatan haini değil büyük vatan dostu [bölüm 3] '' Paşa paşa şimdiye kadar Devletimize çok hizmet ettin. ''




Bu noktayı ileride göstermek ve Milli Şahlanış haraketinin fikirde ilk müellifini doğrudan doğruya Vahdettin olarak belirtmek üzere hikayemize geçelim:


İşte Anadolu' ya üstün vasıf vasıflarda ve ona milli bir mukavemet mihrakı kurdurmak gayesiyle Vahdettin, Mustafa Kemal Paşayı saraya çağırıyor.

Hikayeyi evvela Enver Behnan Sapolyo'nun kitabından Mustafa Kemal Paşa diliyle tespit edelim:

''Yaverim Cevat Abbas, yine eve geldi, telaşlıydı.

- Zâtı şâhane sizi akşam yemeğine davet ediyor! dedi

Mayısın 14 cüncü akşamı yedibuçukta Yıldız sarayına gittim. Beni çok küçük bir odaya aldılar. Biraz sonra Mehmet Vahdettin geldi. Ayağa kalktım. Beni yanına oturttu. O kadar yakındı ki, adeta dixz dize idik. Padişahın sağında hemen dirseğini uzatarak dayadığı küçük bir masanın üstünde bir kitap vardı. Odada sessizlik hüküm sürüyordu. Anlaşılıyor ki sarayda hiç neş'e yok... Padişah akibetini düşünüyor. Odanın boğaziçine açılan büyük bir penceresinden görülen manzara şuydu: İtilaf devletlerinin donanmaları sırayla dizilmişler, topları saraya müteveccih... Tehdit edici korkunç bir manzara. Bu odada oturmakla bu manzarayı görmemek kabil değil... Mehmed Vahdettin dedi ki:

- Paşa paşa şimdiye kadar devletimize çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitabı geçti!

Bu bir ''tarih'' kitabıydı.

- Bunları unutunuz. Bundan sonra yapacağınız hizmet şimdiye kadar yaptığınızdan çok mühim olacaktır. Dikkat ve sadakatle çalışırsanız devleti düştüğü bu felaketten kurtarabilirsiniz. Bir çok kumandanları Anadolu'nun kolordularına dağıttım. Sizin vazifeniz bunları teftiş etmek olacaktır.

- Bu hususta elimden geleni yapacağım bana emniyet buyurunuz!

Dedim.

Padişahın en büyük endişesi Kuvvetlerimiz dağılmıştır. Umumi harpten yorgun çıkarak takatimiz kalmamıştır. Bütün ümit galip devletlerin arzuları hilafına bir harekette bulunmaktır. Onların şikayet ettiği hadiseleride önlemek lazımdır.

Vahdettin ayağa kalktı elimi sıkı sıkı sıktı:

- Muvaffak olunuz'

Sarayı terk ettim. O zaman bir kadife kutu içinde bir takım da hediyelerde verdi. Yaverim Cevat Abbas'la gecenin karanlığında derin düşünceler içinde Yıldız tepelerini aşarak Şişli'ye geldik.

Mustafa Kemal paşa ağzından rivayet edilen bu sözlerde âni olarak huzura çağrılışının gayesine ait açık bir delâlet yoktur. Kolordu kumandanlarının teftişine memur edilmek ve ''galip devletlerin arzuları hilâfına bir harekette bulunmamak'' emri böyle bir tâyinin ruhunu izah edemez. Mübhem kalır ve asıl sebebin gizlendiği hissini verir.

Aynen Mustafa Kemal paşa dilinden bu anlatışı başa alarak işin hakikatini biz anlatalım.

Bu işe şu anda hayatta bulunan eski bir yaverin bize vesika kıymetindeki beyanlarıyla girişeceğiz.







Kaynaklar:
[1]Necip Fazıl Kısakürek, Vahidüddin, Vatan haini değil büyük vatan dostu, Toker yayınları, birinci baskı, 1968, sayfa: 147, 148, 



Bölümler:



Alıntılarda  http://gercektarihinsayfasi.blogspot.com.tr/  olarak kaynak bildiriniz.




18 Mayıs 2015

Vahidüddin, Vatan haini değil büyük vatan dostu [Bölüm 2] ''Mustafa Kemal Paşa:Falanı Sadrazam beni de Harbiye nazırı yap''


Buraya bir nokta koyup Maraşal Fevzi Çakmak'a dönelim:

Maraşal benim Fransa'da tahsil arkadaşım merhum Burhan Çakmak'ın kayın babasıdır. O yoldan tanıdığım ve en derin mahremiyetine kadar sokulduğum, kabul edindiğim insan.

Onunla Vahdettin meselesi etrafında konuştuklarımı ileride anlatmak üzere bizzat kendisinden dinlediğim hayati bir meseleyi anlatayım.

 - Vahdettin benden genç kumandanların listesini istedi . Vatanına aşkla bağlı, vatan acısıyla yanan, Vatan kurtarmak yolundaki her hamleyi omuzlayabilecek  kabiliyette azimli fedakar ve atılgan kumandanlar kaydiyle istedi bu listeyi... Yazıp verdim... Her kumandanın karakterinide isminin yanına not ettim. Listenin başında Mustafa Kemal vardı.

Maraşal Fevzi Çakmak, Padişaha verdiği listede, Mustafa Kemal Paşa'yı fevkalade becerikli, kabiliyetli, hamleci, teşebbüs ruhuna layık fakat sonderece ihtiraslı ve yüksek emelli bir insan olarak göstermiştir.

Bu noktayı daha evvel bahsattiğimiz Sabahattin Selek adlı Halk partilinin ''Anadolu ihtilali'' eserinde de tespit edebiliriz. Bu eserin 42 nci sahifesinde Vahdettin'in gözlüğünden Mustafa Kemal Paşa hakkındaki şu teşhis göze çarpar.

 - Mustafa Kemal'i veliahtlığında, Almanya seyehatinde tanımıştı. Bu genç Paşa daha o zaman çok tehlikeli laflar etmiş, onu ürkütmüştü. Nihayet bir ordu kumandanı olduğu halde, harbin son günlerinde Adana'dan kendisine baş vurup, falanı Sadrazam beni de Harbiye nazırı yap diyen Mustafa Kemal Paşa'da büyük bir ihtiras seziyordu.

Böylece muharrir Mustafa Kemal Paşa'nın  (belki makbul manada) ihtirasını tespit ettikten sonra, Padişah ve Milli şahlanış Hareketi ve Mustafa Kemal Paşa arasında şöyle bir münasebet arıyor, yahut bulduğunu sanıyor.

- Kuva-yı Milliye hiçbir zaman Padişaha karşı görünmediği halde Padişahın gösterdiği husumet hakikatte Kuva-yı Milliye akımına değil bizzat Mustafa Kemal Paşa'yadır. Sultan Abdülâzize Hüseyin Avni Paşa,sultan Abdülhamid'e Mithat Paşa nasıl amansız birer düşman görünmüşler ise, Sultan Vahdettin'in karşısına da Mustafa Kemal Paşa çıkmıştı. Hem Mustafa Kemal Paşa öbürlerinden daha tehlikeliydi. Padişahın evvela ordusunu, sonra vilayetlerini elinden almış, tebaasını kendisinden ayırmıştı. elbette sıra tahtınada gelecekti.

Milli mücadelenin devamı müddetince hiç bir an söz konusu edilmemekle beraber en şiddetli mücadele Vahdettin ile Mustafa Kemal arasında cereyan etmiştir. Çünki mutlaka biri diğerini tasviye edecekti ve her ikiside bunu gayet iyi biliyordu. Vahdettin, İstanbul'da kalmak ve Kuva-yı Milliye'ye karşı davranmakla partiyi daha başlangıçta kaybetmiştir.

Halbuki İstanbul'un işgaline ve hatta bir süre sonraya kadar, Vahdettin'in elinde tahtını kutaracak büyük bir fırsat vardı: Anadoluya geçmek. Eğer bunu yapabilseydi Mustafa Kemal Paşa Zat-ı şahanenin nihayet bir Sadrazamı olurdu.

Bu satırları anmaktan maksadımız, tarihçi geçinenlerimizin indi görüşler peşinde hakikati tahrif işini nereye kadar götürdüklerini belirtmektir.

Mustafa Kemal Paşanın Vahdettine karşı bakış ve niyetini gayet doğru tesbit eden muharrir, düşünemiyor ki, Padişah bizzat Anadolu'ya geçemezdi. Geçmiş olsaydı Milli Şahlanış Hareketi daha başındayken boğulurdu. Biraz sonra anlatacağız.

Anadoluya geçmek isteyen Veliaht Abdülmecit Efendinin karşısına çıkardıkları engel; ve fiilen Anadolu'ya geçip de geri çevirdikleri Şehzade Ömer Faruk Efendiye karşı alınan tavır Milli Hareket gelişmeye başlar başlamaz saraya ne gözle bakıldığının şaşmaz delilidir. Demakki Mustafa Kemal Paşa'nın karşısına çıkan Vahdettin değil Vahdettin'in karşısına çıkan Mustafa Kemal Paşa...

Bu noktayı ileride göstermek ve Milli Şahlanış haraketinin fikirde ilk müellifini doğrudan doğruya Vahdettin olarak belirtmek üzere hikayemize geçelim:[1]






Kaynaklar:
[1]Necip Fazıl Kısakürek, Vahidüddin, Vatan haini değil büyük vatan dostu, Toker yayınları, birinci baskı, 1968, sayfa:145, 146, 147 



Bölümler:



Alıntılarda  http://gercektarihinsayfasi.blogspot.com.tr/  olarak kaynak bildiriniz.




6 Mayıs 2015

Takriri Sükûn Kanunu

04.03.1925 tarihinde kabul edilen 578 nolu  Takriri Sükûn Kanunu madde 1 e göre, Memleket içerisinde nizam, huzur ve sükûnu bozanlar İstiklâl mahkemesine veriliyordu.

Takriri Sükûn Kanunu
Kanun no :578 : 
Kabul Tarihi : 04.03.1925
Resmi Gazete Tarihi  : 04.03.1925 

Madde 1 - 

İrticaa ve isyana ve memleketin nizamı içtimaisini ve huzur ve sükûnunu ve emniyet ve asayişini ihlâle bâis bilûmum teşkilât ve tahrika ve teşvikat ve teşebbüsat ve neşriyatı Hükümet, Reisicumhurun tasdikiyle, re'sen ve idareten men'e mezundur.

îşbu efal erbabını Hükümet İstiklâl mahkemesine tevdi edebilir. [1]

Bu kanun, yaklaşık iki sene sonra uzatılmıştır., 2 Mart 1927 tarihinde Kanun lâyihasının Meclis'teki müzakereleri sırasında Başvekil İsmet Paşa söz almıştır. Bu konuşmasında İsmet Paşa, en önemli tehlikenin aslında Şeyh Sait isyanı ile ortaya çıkan fiili hareket olmadığını, asıl tehlikenin "memleketin umumî hayatında hâsıl olan karışıklık ve kararsızlık" olduğunu söylemiştir.[2]


  [1] Takriri Sükûn Kanunu
Resmi Gazete : 04.03.1925 

 [1] Takriri Sükûn Kanunu 

 [1] T.B.M.M Zabıt Ceridesi 
2. Dönem 15. Cilt 69. Birleşim - Sayfa 131


[2] T.B.M.M Zabıt Ceridesi 
2. Dönem 30. Cilt 39. Birleşim - Sayfa 6
02.03.1927

[2] T.B.M.M Zabıt Ceridesi 
2. Dönem 30. Cilt 39. Birleşim - Sayfa 7
02.03.1927



Kaynaklar:
[1]Resmi Gazete,  Takriri Sükûn Kanunu, 04.03.1925 
[2]T.B.M.M Zabıt Ceridesi, 2. Dönem 30. Cilt 39. Birleşim - Sayfa 6,7


İlgili Bölüm:



19 Nisan 2015

Vahidüddin, Vatan haini değil büyük vatan dostu [bölüm 1] ''Altı küsür asırlık vatanı ve Osmanlı tahtını kurtarmanın çaresi nedir?''


Necip Fazıl Kısakürek'in, 25 sahifelik bir kararla 1.5 yıl mahkûmiyetine sebep olan ''Vahidüddin'' [1] adlı eserden alıntı yapılarak bölümler halinde hazırlanmıştır.


 [bölüm 1]
''Vahidüddin, Vatan haini değil büyük vatan dostu''
''Altı küsür asırlık vatanı ve Osmanlı tahtını kurtarmanın çaresi nedir?'' 

Birinci Dünya Harbi felaketi ve İmparatorluk devletinin çöküşünden sonra Türk haklarını sağlamak yolunda milli bir şahlanışa meydan açma fikri, bu haraketin şefliğini yapan Mustafa Kemal Paşanın değil doğrudan doğruya Sultan Vahdettin'dir. Yani aynı hareketin vatan hainliğiyle suçlandırdığı adamın.

Bu iddiayı tam bir fikir namusiyle ana tezimiz olarak başa alıyor ve en teferruatına kadar ispatını boynumuza borç biliyoruz.

Mütarekenin başlarında Kâzım Karabekir, Ali Fuat, Cafer Tayyar, Refet Belen gibi genç kumandanlar İstanbul'da toplanmıştır. Memleketteki birliklerin başıboş ve bütün yüksek kumanda hey'eti, Başkumandan huzurunda toplantıya çağrılmışcasına merkezdedir. Bu vaziyet ve ondaki panik havası ilk olarak Kâzım Karabekir'in dikkatine çarpıyor.

Bir yazısında diyor ki, merhum Kâzım Karabekir:

- 1918 de Harbiye nezareti Müsteşarı Miralay İsmet (İnönü) Beye,milletin istiklalini kurtarmak için düşüncelerimi şöyle izah ettim: Genç kumandanların İstanbul'a toplanması ve hususiyle beni bu şereften ayırmak büyük bir gaflet olmuştur. Beni derhal bu şerefe iadeye çalışınız.

Yine Kâzım Karabekir'den:

- 1 Kânunuevvel 1918 de Erkân-ı Harbiye -i Umumiye  Reisi Cevat Paşa Hazretlerini ziyaretle İstanbul'da toplanmaklığımızın gafletini izah ettim ve benim Şarka iademi ve ordunun zayıflatılmamasını rica ettim. Bununla beraber Sadaretten istifa etmiş olan İzzet Paşaya  da aynı fikirleri söylemiştim.

Ve Kâzım Karabekir'in kalemiyle bu vaziyeti ilk görenin Vahdettin olduğu hakikati:

- 6 Kânunuevvel 1918 selâmlık merasiminde usûlen huzura kabul olundum, Padişah dahi sulhün temini görünmeden evvel ordusunun zayıflatılmaması ve bilhassa genç kumandanların iş başından ayrılmaması aksi halde bir Endülüs vaziyetinin pek uzak olmadığını anlatarak benim Şarka ve İstanbul'da toplanan genç kumandanların da Anadoluya, orduları başın aiadeleri halinde Türklüğün öldürülemeyeceğini söyledi. Bu mülakât benim ve genç kumandanların iş başına geçmemizi temin eden âmillerden biri olmuştur.

Bu satırları küçücük bir insaf ile okuyan bütün zaafların Vahdettin tarafından görülmüş ve çarelerinin düşünülmüş olduğunu hemen kavrar.

Tam ve emin bir kaynak olması gereken Kâzım Karabekir Paşa, şu garazsız satırlarla da, Musatfa Kemal Paşanın hem Harbiye Nazırlığına talip oluşunu, hem milli hareket diye bir şey düşünmediğini göstermiş oluyor:

- 11 Nisan 1919 da Mirliva Mustafa Kemal Paşa Hazretlerini ziyaret ettim. Ziyaret sebeplerinden birisi de müşarünileyhin İstanbul'da kalıp Kabineye dahil olmak hususundaki arzularından şarfınazar ettirmek, gayesine mâtuftu. Ben Paşa Hazretlerini ziyarete bir yaverimle gittim. Kendileri hasta yatıyordu. Üçüncü ziyeretçi olarak gelmiş bulunan bir zata Paşa tarafından Ruşen Eşref Bey diye takdim olundum.

Bu yazıları nakleden muharrir neticeyi şöyle bağlamaktadır.

- Bütün bunlardan anlaşılan bir hakikat var ki, dağılan Türk ordularının genç ve ihtiyar kumandanlarını  Mütareke esnasında istanbul'da toplanmasıdır. Başta bulunanlar bunun doğru olmadığını ve kumandanlara yeni vazifeler verilerek Anadolu'ya hizmete gönderilmesi lüzumu öne sürmüşlerdir. İkinci bir hakikat de , İstiklal Harbinde büyük hizmetleri olan kumandanların teker teker Mustafa Kemal'e gelerek görüşmeleridir. İzmir'in işgali ve İttihak ve Terakkiye mensub olanların tevkifi Anadoluyu galeyana getirdi. Galeyan halinde bu genç ve tecrübeli kumandanların kolorduların başına geçmeleri yeni ve milli teşkilatın kurulmasına ilk sebebi teşkil edmiştir.Çünki Türk milletinin İstanbul'da mitingler yaparak galeyanı başlamış, Anadoluyu Yunan kuvvetlerinin istilası istilası üzerine halk da silaha sarılarak dağlara çıkarak Kuvva-i Milliye teşkilatı kurmuştu. garpta (Redd-i İlhak) toplanmasına yerli halk mümessilleri karar vermişlerdi.

Artık çöküş karşısında birliklerini bırakıp İstanbul'a dönen ve orada toplanan kumandanlar arasında Mustafa Kemal Paşanın ilklerden biri olduğu tek emelinin Harbiye Nazırlığından ibaret bulunduğu ve genç kumandanların milli ve mukavemet düşüncesiyle kıt'aları başına dönmeleri fikrinin Padişahtan geldiği açıkmıdır.

Bu o kadar açıktır bir keyfiyettir ki Mustafa Kemal Paşanın Padişahla karşılaşmalarındaki şekilden hemen belli olacaktır.

Vahdettin, üzerine bütün Anadolu toprağı yığılmış da bu toprağın altında diri diri gömülmüş gibi bir hal içindedir. Aldığı nefes bile iğne ucu kadar küçük deliklerde bulundupu havayı emercesine ızdıraplı... Hiç bir ferdin, ruhunu o kadar ızdırapla üzerinde teksif edemeyeceği şekilde beynini şu suale kaptırmıştı.

- Altı küsür asırlık vatanı ve Osmanlı tahtını kurtarmanın çaresi nedir?

Hakkında kaleme alınan hatıraların hemen hepsinde onun bu kıvranan dış tavrı gösterilmiş fakat iç manası meydana çıkarılmamıştır.

Günlük meseleler ve basit hadiseler karşısında yüzüne sahte bir tabiilik makyajı çeken tabiinin çok üstünde müstarip padişah, genç kumandanlardan İstanbul'da vatanın halinden üzgün çehrelerle de olsa keyiflerine baktıkları sırada o yemek yerken boğulmakta ve soğuk suyla yıkanırken haşlanmaktadır. O kadar ki kendisinde sultanlığın en küçük nefs emniyeti bile kalmamıştır. Vatan ıstırabiyle  o hale gelmiştir ki, her şeyden evvel taşıdığı ünvandan utanmakta ve nefsini bir dilenciden daha bedbaht saymaktadır.

Hükmü nereden mi çıkarıyoruz?

Buyurun:

<<Vahdettin Yıldız Cami-inde Cum-a selamlığına çıkmıştı.Cami-in kapısı önüne bütün vükela ve yaverler  dizilmişlerdi (Belki Mustafa Kemal Paşada orada). Bunların karşısında da Muzıka-yı Hümayûn'un selam ağaları yer almışlardı. Vahdettin tam Cami-in kapısına yaklaştığı zaman selam ağaları:

- Padişahım, mağrur olma, senden büyük Allah var!

Diye bağırırlarken Vahdettin sinirli bir şekilde elini bu ağalara uzataraksusturmak iştedi. Ve acı bir sesle haykırarak:

- Mağrur olacak neyimiz kaldı?

Dedi. Ağalar yaverler tarafından susturuldu.>>

''Osmalı Sultanları Tarihi'' isimli eserden aldığımız bu satırlar, ancak haşmet ve azamet zamanlarına mahsus bir ihtarı, açlıktan ölmek üzere bulunan bir adama ''oburluk kötüdür'' diye bağırırcasına yönelten sarayın ahmaklık gafleti içinde, hatta bütün vatan büyüklerinin vurdum duymazlığı ortasında Allah'ı ve ızdırabiyle yapayalnız kalmış tacidarı ne güzel heykelleştirir.

-Altı küsür asırlık vatanı ve Osmanlı tahtını kurtarmanın çaresi nedir?

Beyninde burgu gibi işleyen bu sorunu cevabını, Vahdettin, ilk iş olarak İstanbul'daki genç kumandanları birlikleri başına göndermekle verdi. Bundan maksat silah altında hâlâ 400 bine yakın mevcudu olan, fakat her bakımdan ordu kıymet ve haysiyetini kaybetmiş bulunan birlikleri mümkün mertebe derliyecek ve herhangi milli mukavemete destek kılacak emir ve kumanda başlarına kavuşturmak kopan başları vücuda yerleştirmekti.

Şimdi iş bütün bu genç başların bir mihrak kafa etrafında toplanmasında... Bu kafa Devletin İstanbul'daki resmi teşkilatından olamaz. Ne Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi (o zamanlar Fevzi Paşa Maraşal Fevzi Çakmak), nede başka bir makam sahibi... Bunlar işgal kuvvetlerinin basısı altında ve idarelerine aykırı ve isyankar bir general milli kahraman namzedi ihtilalci bir kumandan lazım...

Bu kim olabilir?

Gözünün önünde hep'' Fahri Yaver-i Hazret-i Şehriyari'' ünvanını taşıyıcı, düzgün bir kılık içinde hakim edalı, mısır püskülü saçlı, gök mavisi gözlü, sarı bıyıklı, bıçakla çizilmiş gibi incecik dudaklı, çatık kaşlı ve her halinden kendisine mahsus bir dünyaya inanmış bir insan olduğu mânâsı tüten Mustafa Kemal geliyor. Veliahtlığında kendisini Almanya'da takip etmiş, Alman mareşallerine bile itiraz mizacında ve görülmemiş bir nefs emniyeti içinde bu 39 yaşındaki general.

Buraya bir nokta koyup ve Maraşal Fevzi Çakmak'a döneyim...[2]


Alıntılarda  http://gercektarihinsayfasi.blogspot.com.tr/  olarak kaynak bildiriniz.




15 Nisan 2015

Mustafa Kemal derneği: Çarşafın kanunla men edilmesini istiyor


Çarşafın kanunla men edilmesi isteniyor:

Mustafa Kemal derneği irtica ile mücadele davetine iştirak ettiğini açıkladı

Mustafa Kemal derneği, Türk kadınlar birliğini aydınları ''çarşaf ve irtica ile mücadele'' davetine iştirak ettiğini açıklamıştır.

İstanbul millet vekili Nazlı Tlabarın radyo konuşması ''Aydın Türk kadınlarının cesur, enerjik ve inkilapçı hareketi'' olarak kabul ettiklerini bildiren Dernek Başkanı bu konuda ''fikir mücadelesinin kafi olmadığını, bunun için kadın milletvekillerinin B.M.M. e çarşafı meneden bir kanun teklifi getirmelerinin şart olduğunu da'' ilave etmiştir. Başkan şu hususları da ileri sürmüştür.

  1 - Takke ve emsali şeyleri giyenlerin daha sıkı mücadele edilmesi

  2 - Ara seçimlerinde sadece kadın milletvekilleri adaylarına yer verilmesi...[1]


Kaynaklar:
[1]Milliyet 14.08.1958, sayfa:1




Ahsarla