Türkçe Ezan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkçe Ezan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2014

Süleymaniye Cami-i'nde okunan Türkce Kur-an'ı Kerim [05.02.1932]


3 Şubat 1932 tarihinde Ayasofya'da Türkçe mevlit,Türkçe Kur-an'ı Kerim,Türkçe Tekbir okundu.[1]

4 Şubat 1932 de Osmanağa Cami-i'nde ,Türkçe Kur-an'ı Kerim okundu.Evvela Hafız Yaşar Bey  Müzemmil süresinin Arapça ve Türkçe'sini okudu.Hafız Yaşar Bey Türkçe'sini okurken muhtelif makamlarda dolaştı ve halkı coşturdu.Bundan sonra Hafız Burhan Bey Zemir Süresini,(Zümer Süresi) Hafız Enver Bey Bakara Süresini Hafız Rıza Beyde yine Zemir Süresinin (Zümer Süresi) mütebaki aksamını okudular.Her sürenin arkasından hafızlar hep bir ağızdan Türkce Tekbir getiriyorlardı.

Bugün (05.02.1932) Cum-a namazından sonra Süleymaniye Cami-i'nde Hafız Kemal B. Türkce Kur-an'ı Kerim okuyacaktır.Şehrin muhtelif Cami-i'lerinde Türkce Kur-an'ı Kerim tilavet edecekler

Kadir gecesinde (03.02.1932) Şebinkarahisar'da Türce Kur-an'ı Kerim okundu.Balıkesir Büyük Cami-i'nde Türce Kur-an'ı Kerim(05.02.1932)'de okundu.Manisa'da Muradiye Cami-i'nde Orta mektep muallimi Osman Bey tarafından ilk defa Türkce Kur-an'ı Kerim 04.02.1932'de okundu.Trabzon'da ilk Türce Kur-an'ı Kerim Hafız Ferhat Efendi tarafından Çarşı Cami-i'nde okundu.[2]

Süleymaniye Cami-i'nde 20bin kişi vardı.5bin kişi de dışarıda bekliyordu.iç ve dış Ezan'lar okunduktan sonra Hafız Sadrettin Bey Mimber'e çıkmış ve:

-Ey Cemaat 
başlangıcı ile Hutbe'sini okumuştur.Hutbe arasında geçen bütün dualar Türkce okundu.Hutbe bitince Namaz kılınmış,Namaz'dan sonra tekrar Türkce Tekbir alınmış.Yine Sadrettin Bey bir süreyi Türkçe okumuştur.Ayasofya'da yapılan Dini merasim uzak Vilayet'lerde radyo ile dinlendi.Rize'de 05 .02.1932 de öğle ve ikindi Ezan'ları Türçe okundu.


Edremi'te Bayramyeri Cami-i'nde Türkce Kur-an'ı Kerim, Ezan Mevlit ve Hutbe.Konya'da Şerafettin Cami-i'nde Türkce Kur-an'ı Kerim okundu.[3]

1932 yılı Ramazan Bayramı'nda Cami-i'lerde Bayram Namazında Hutbe ve Tekbir Türkce getirildi.[4]


Resmi Büyültmek için
Resmi Büyültmek için






































Kaynaklar:
[1]Akşam Gazetesi 04.02.1932
[2]Akşam Gazetesi 05.02.1932
[3]Akşam Gazetesi 06.02.1932
[4]Akşam Gazetesi 10.02.1932


Hilmi Kemal


Alıntılarda http://gercektarihinsayfasi.blogspot.com.tr/ olarak kaynak belirtiniz


İlgili Bölüm:



1 Ekim 2014

Ayasofya Cami-i'nde okunan Türkçe Kur-an'ı Kerim, Tekbir ve Kamet [03.02.1932]



Ezan'ın Türkçe'ye çevrilmesinde Atatürk bizzat çalışmıştı.[1]Kadir gecesine denk gelen 3 Şubat 1932 tarihinde Ayasofya'da önce mevlit sonra da Türkçe Kur-an'ı Kerim okundu.Ayasofya Cami-i'nde, Türkçe Kur-an'ı Kerim'in yanı sıra bir ilke daha imza atıldı ve ilk Türkçe tekbir okundu.[2]

Bu program Atatürk'ün emriyle radyodan da canlı olarak yayınlandı ve kendisi de programı radyodan dinledi. 

Ertesi gün Cumhuriyet gazetesinde, Türkçeleştirmenin halk tarafından hüsn-ü kabul' gördüğü ve büyük bir coşkuyla bunu uyguladığı vurgulanıyordu: 

"Dün gece Ayasofya Cami-i'nde toplanan elli bine yakın kadın, erkek, Türk Müslümanlar, on üç asırdan beri ilk defa olarak Tanrılarına kendi lisanları ile ibadet ettiler. Kalplerinden, vicdanlarından kopan en samimi, en sıcak muhabbet ve an'aneleriyle Tanrılarından mağfiret dilediler. Ulu Tanrı'm ulu adını, semalar titreten vecd ve huşu ile dolu olarak tekbir ederken her ağızdan çıkan tek ses vardı. Bu ses Türk dünyasının Tanrısına kendi bilgisi ile taptığını anlatıyordu. Teravih biter bitmez caminin içinde emsali görülmemiş bir uğultu başladı. Bu, ne bir nehir uğultusuna, ne bir gök gürlemesine, ne de başka bir şeye benzemiyordu. Herkes ellerini semaya kaldırmış dua ediyordu. Bu uğultu bir kaç dakika devam etti. Müteakiben 30 güzel sesli hafız hep bir ağızdan tekbir almaya başladılar: 

Tanrı uludur, Tanrı uludur
Tanrıdan başka Tanrı yoktur
Tanrı uludur, Tanrı uludur
 Hamd ona mahsustur."[3]

Bayramdan sonra Ankara'da Cami-i'lerde Türkce Kur-an'ı Kerim okunması için hazırlık yapılmaya başlandı.Yarın ilk Türkçe Ezan ve Yasin Süresi Ulu Cami-i'de Mühendis Refi bey tarafından okunacaktır.[4]




Kaynaklar:
[2]Akşam Gazetesi 04.02.1932
[3]Cumhuriyet Gazetesi 4.2.1932 Ayrıca bkz. Osman Nuri Ergin, Türk Maarif Tarihi, Cilt: 5, İstanbul,1977, s. 1958.
[4]Akşam Gazetesi  03.02.1932


Hilmi Kemal


Alıntılarda http://gercektarihinsayfasi.blogspot.com.tr/ olarak kaynak belirtiniz


İlgili Bölüm:
Süleymaniye Cami-i'nde okunan Türkce Kur-an'ı Kerim [05.02.1932]


30 Ağustos 2014

Ezan Okumanın Yasak Olduğu Yıllarda Yaşananlar


Kur'an ve Ezan’ın Yasaklanması Ezan Okumanın ve Kuran-ı Kerim bulundurmanın en büyük suç olduğu dönemde yaşananlar.

“8 yaşında hafızlığa başladım. Sık sık ev basılıyor, Kuran-ı Kerim bulundurmak en büyük suç.Bir elif cüzü bulunduysa vay haline! Korkudan evde ders çalışamadım. Fındık bahçesinde bana bir yer yaptılar.Orada Kur’an’a çalışıyorum. Bir baktım, bir onbaşı ve iki jandarma beni bulmuşlar. 

“Çabuk git babanı çağır” dediler. 

Gittim, babamı getirdim. Onbaşı babamı sakalından tuttu, elimdeki Kuran’ı aldı. Babamın kafasına kafasına vurarak

“Ulan bu çocuğa ne okutuyorsun”
Rahmetli gömleğini yırttı ve dedi ki:

 ‘Oğlum, Deli Halid Paşa’nın emir subaylığını, tabur komutanlığını yapmış adamım. Birinci Dünya Savaşı’na, İstiklal Harbine katıldım ki, bu memleketi kurtarayım da şu Kitabımı rahat rahat okuyayım diye. Keşke bu harplere girmeseydim de şimdi Kuran’ıma, dinime küfreden Bulgar (...) deyip kendime teselli verirdim.” Alıp götürdüler babamı…”

Cemal GÜNCAL




7 Temmuz 2014

Zulüm 1453'temi,1881'demi başladı?

Kadıköy’de çekilen "Zulüm 1453'te başladı" fotoğrafı 

İstanbul'u 1453'de fetheden ve Peygamber (S.A.V) övgüsü alan Fatih Sultan Mehmed Han halkına zulüm ettimi?

Fatih Sultan Mehmed’in Bosna-Hersek’i fethinden sonra,1463 tarihinde Milodraz’da yazılmıştır.Aslı Bosna-Hersek’in Fojnica şehrindeki Fransisken Katolik Kilisesi’nde olan bu ferman, Bosnalı Fransiskenlere hak ve hürriyetlerini güvence altına alması bakımından geniş çaplı bir koruma sağlamaktadır.Fransiskenlere özgürlük bahşeden fermanı, insanlık tarihindeki ilk insan hakları belgesi olarak kabul edilen, 4 Temmuz 1776'deki ABD Anayasası'ndan 313 yıl önce yazılmıştı.

Farklı inançlara özgürlük hakkı tanıyan fermanın Günümüz Türkçesi ile Tercümesi:

Bu padişah fermanı şöyledir: 

Ben ki Sultan Mehmet Han’ım; sıradan ve seçkin bütün insanlar tarafından bilinsin ki, bu padişah buyruğunu ellerinde bulunduran Bosnalı [Fransisken] ruhbanlara büyük bir lütufta bulunarak şunları buyurdum: 

Adı geçenlere ve kiliselerine hiç kimse engel olmayacak ve sıkıntıvermeyecektir ve onlar sakınmaksızın ülkemde yaşayacaklardır. Ve kaçıp gidenler bile güven içinde olacaklardır. Gelip ülkemizde korkusuzca oturacaklar ve kiliselerine yerleşeceklerdir. Ne ben, ne vezirlerim, ne kullarım, ne uyruklarım, ne de ülkemin bütün halkından hiç kimse adı geçenlere — kendilerine ve canlarına ve mallarına ve kiliselerine ve dışarıdan ülkemize gelenlerine— dokunmayacak, saldırıp incitmeyecektir. Yeri, göğü yaratan Rızıklandırıcı adına ve Kur’an adına ve ulu Peygamberimiz adına ve yüz yirmi dört bin peygamber adına ve kuşandığım kılıç adına yemin ederim ki, bu kişiler emrime itaat ettikleri sürece, bu yazılanlara hiç kimse uymazlık etmeyecektir.[1] 

Böyle biline.
Fatih Sultan Mehmed’in Ahidnamesi

Kemal Atatürk kendi halkının inanışına ne kadar değer verdi?


Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed'e(S.A.V) hakaret:

''...Muhammed Medine'de yerleştikten ve az çok teşkilat yaptıktan sonra Mekke ile Suriye arasında gelip giden tüccar kervanlarına tecavüzlere başlamıştı...''[2]

Ezan'ın Türçe'ye çevrilmesi:

Falih Rıfkı Atay:

Türçe Ezan bir din değil bir kültür işidir.Atatürk ve onunla bir düşünen inkilapçılar millileşme ve garplılaşma hareketinin ilk muvaffak olma şartını dilde ve kafada Türk milletini Arap kültüründen uzaklaştırmada aramışlardır.Latin yazısını almak,dili millileştirmek ne ise Ezanı Türçe'leştirmek de odur.

Kendi devrinde Ezan'ın Arapça yerine Türkçe okunuşu ile Atatürk'ün ilgilenmediğini söylemek bizim gibi 15 yıl onun yanında bulunmuş olanları değil,o zamanı hiç bilmeyen vatandaşları bile kandıramaz.Kaldıki ben,ezanın ve tekbirin Türkçe'ye çevrilmesinde Atanın bizzat çalıştığını bilirim.Atatürk sağ kalsaydı çoktan Kur'anı da türkçe okutacaktı.Bu işi önceleri bir metin meselesi sonrada din çalışmalarının bitmemiş olması geciktirmiştir.Tarihi doğru öğrenmek isteyenler için hakikat budur.[3]

Kadınların Dini inanışına baskı:

Allah'ın(C.C) emri olan Kur'an-ı Kerim ayetlerinin Nur Suresi ayet 31 ve Ahzab Suresi ayet 59'da Müslüman bir kadının nasıl örtünmesi gerektiği yazılı iken Kemal Atatürk medeni olmak için Kur'an-ı Kerim ayetlerinin tersi konuşma yapmaktadır.

“…Kimi yerlede kadınlar görüyorum ki, başına bir bez, ya da bir peştemal ya da benzer bir şeyler atarak yüzünü, gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir, ya da yere oturarak yumulur. Bu durumun anlamı, gösterdiği nedir?

Efendiler uygar bir ulus anası, ulus kızı bu şaşırtıcı biçime, bu vahşi duruma girer mi? Bu durum ulusu çok gülünç gösteren bir görünüştür. Hemen düzeltilmesi gerekir.”[4]

Abdülhamid Han'ın Hilafet merkezinin içkili kumarhaneye çevrilmesi:

3 Mart 1924'te çıkarılan 431 sayılı kanunun 9. maddesiyle saraylar ve kasırlar milletin malı oldu.10 Haziran 1925 ve 24 Temmuz 1930 tarihlerinde alınan Bakanlar Kurulu kararıyla da Ihlamur, Küçüksu ve Yalova köşkleri ile Yıldız Sarayı'nın sadece Merasim dairesi'ne verilerek uluslararası kongre ve konferanslara tahsis edilsede, esasen yurtdışından da pek çok müşterinin oyun oynadığı bir kumarhaneye çevrildi.

Yıldız Sarayı sadece devletin yönetildiği bir yapı değildi.Aynı zamanda İslam âleminin manevi açıdan kapsayıcı kurumsal yapısı olan Hilafetin de merkeziydi.[5]


28 Eylül 1926 Tarihli Cumhuriyet gazetesinde ''Yıldız gazinoso açıldı'' başlığıyla verilen haber

Lütfü Müfit ÖZDEŞ'in canlı anıları:

Mustafa Kemal:

''İktidarı alacağım softaları asacağım.İlk yapacağım icraat bu millet ve devletin bu hale gelmesinde en büyük sorumluluğu taşıyan yobazları,sarıklı softaları sarıklarından yakalayıp ibreti alem için sokaklarda dizi dizi asmak olacaktır.''[6]

Atatürk'ün yakın çalışma arkadaşlarından M.Esat Bozkurt:

“Burada böyle şeylere lüzum yoktur, bunları camide yapabilirsiniz. Biz savaşı dua ile değil, Mehmetçiğin kanı ile kazandık!” dedi ve imamı kovdu.”

Birdefada Rize seyehatinde Medreselerin açılması için kendisine müracat eden hocalara;hiddet ve şiddetle ve herkesin önünde:

''Para istiyorsanız size millet yetecek kadar verecektir.Açsanız karnınızı doyuracaktır.Medreseler birdaha açılmayacaktır anladınızmı.''diye bağırdı.[7]

Teşkilâtı esasiye kanununun bazı maddelerini muaddil olacağına dair kanun:

10.04.1928 tarihinde 1222 nolu karar ile 20.04.1340(1924) tarihli 491 nolu Teşkilâtı esasiye kanununun bazı maddelerini muaddil olacağına dair kanun kabul edilir.Bu karar i Teşkîlât-ı Esâsiye Kânûnu içerisinde yer alan 2 inci,16 ıncı,26 ıncı ve 38 inci maddeleri değiştirilir.(madde 2 de yer alan ''Türkiye Devletinin dîni, Dîn-i İslâmdır'' hükmü kaldırılır)[8]

Kanun ile halka zorla şapka giydirme:

"Müslümanlar, Hristiyanların iyisine 'makul kefere', kötüsüne 'gavur', beterine şapkalı gavur' "denildiği bir dönemde,[9] 25 Kasım 1925 tarihli 671 numaralı bir kararla şapka kanunu[10] kabul edilir.Şapka giymeyen binlerce kişi idam edilir. 

03.12.1931 tarihinde Arap Harflerile Tedrisat Yapmak İçin Gizli veya Alenî Dershane Açanlar için kararname:

Çıkan bu kararnamede dersane açanlar için 1926 tarih ve 765 numaralı Türk Ceza Kanununun 526. maddesi uygulanacağı (Her kim, salahiyettar merciden kanun ve usul dairesinde verilmiş bir emre itaatsizlik eder veyahut ammenin istirahat ve selameti veya madelat mulahazası namına merciinden kanun dairesinde ittihaz edilmiş bir tedbire riayet etmezse bir aya kadar hafif hapse ve elli liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur)[11]

Hafta tatilinin Cuma'dan Pazar gününe çevrilmesi:

27 Mayıs 1935 tarihinde 394 sayılı kanun kaldırılır ve yerine 2739 sayılı ''Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun'' kabul edilir.Bu kanuna göre Cumâ’yı hafta tatili olarak kabul eden 394 sayılı kânun yürürlükten kaldırılmış, yerine Pazar günü hafta tatili ilân edilmiştir.[12]

Cami kapatma ve başka amaç üzere kullanmak için çıkartılan kanun:

CHP döneminde 15 Kasım 1935 tarihinde 2845 numaralı bir kanun çıkartılır.Bu kanun maddesinde:(Tasnif harici kalacak cami ve mescitler usul ve mevzuata göre kendilerinden başkaca istifade edilmek üzere kapatılır.) hükmü vardı.[13]

Akşam gazetesinin 1931 tarihli haberinden:

Balıkesir'de 3 tevkif:Nakşibendi Tarikatinden Dökmeci Kadir ve şeriki Emin ile korucu nahiyesindeki derviş tevkif edilmiştir,
Mürtecilerin ''İnna fetahna leke'' yazılı bayrağı çıkardıkları Câmi-i müze olacak,
Konya'da birkaç Mevlevi şeyhi tevkif edildi.[14]

Akşam gazetesi 9 kânunusani 1931

Bir tarafta bırakın kendi milletini başka dinin mensublarına dahi inanç özgürlüğü tanıyan Peygamber(S.A.V) övgüsü almış Fatih Sultan Mehmed Han.

Diğer tarafta kendi milletinin dinine, kılık kıyafet tercihine, kültürüne, inancına, örtüsüne, yaşam tarzına, diline, ibadetine saygılı olmayan ve baskı ve kanunlar ile bunu benimsetmeye çalışan, uymayanlara cezalar verip idam ettiren Kemal Atatürk.

Peki zulüm 1453'temi,1881'demi başladı?

Kaynaklar:
[2]Tarih 2,Ortazamanlar,1931 İstanbul Devlet Matbaası,sayfa-94
[6]Atatürk Ansiklopesi, Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihi,May yayınları,1971 Baskı, Cild 1 ( 9 cilt ), sayfa:148
[9]Falih Rıfkı Atay; Çankaya, İst. 1980, s.430---Güneş gazetesi pazar eki, 2 Eylül 1990
[10] Resmi Gazete : Tarih: 28/11/1925
[11]Resmi Gazete:4 Kânunusani 1932
[12]Resmi gazete 01.06.1935
[13]Resmi gazete:22.11.1935

Hilmi Kemal

Konu ile alakalı:
Zulüm 1453'te başladı diyenlere Kemal Atatürk'ten cevap


8 Haziran 2014

Türkce Ezan okunurken neden ''Haydin kurtuluşa'' yerine ''Haydin Felaha'' diye okundu?

Cumhuriyet gazetesinin 18.06.1950 tarihine ait Ezan'ın Arapça okunacağına dair haber

Ezan'ın Türkçe'ye çevrilmesi ve Arapça ezan okuyanlara üç aya kadar hapis cezası:

Türkce Ezan,hutbe,kamet ilk olarak 1932 yılında okunmuştu.Falih Rıfkı Atay Ezanın ve tekbirin Türkçe'ye çevrilmesinde Atanın bizzat çalıştığını bilirim.Atatürk sağ kalsaydı çoktan Kur'an-ı da Türkçe okutacaktı[1] diyordu.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Başbakan Refik Saydam olduğu CHP döneminde,02.06.1941 tarihinde kabul edilen 4055 sayılı kanunla Türk Ceza Kanunu'nun 526. maddesine bir fıkra eklenmiştir. Değişikliğe göre, Arapça ezan okuyanlar ve kamet getirenler, üç aya kadar hapsedilecek veya 10 liradan 200 liraya kadar para cezası ödeyeceklerdi.[2]

Ezan'ın aslına dönmesi:

Merhum Adnan Menderes zamanında 16.06.1950'de Mecliste bir karar alınır.[3]Kararda Türkce Ezan okuma yasağının kaldırılacağına dair kanun çıkar.[4]Ezan 18 yıl süren hasretten sonra aslına ''Muhammedî'' kimliğine kavuşur.

CHP döneminde Türkçe'ye çevrilen Ezan'ı güya herkez Ezan'ın manasını anlıyacaktı.Anlıcayacaktı anlamasına ancak Ezan tamamiyle Türkçe'ye çevirilmemişti.Türkce Ezan içinde geçen ''Felah''kelimesine dokunulmamıştı.O kısmı ''haydin Felaha''olarak bırakılmıştı.[5]Acaba neden bu kısım ''Haydin Felaha'' olarak okunuyordu?Amaç neydi?

Felah ne demektir?

''Felah'' Türkçe karşılığı ''Kurtuluş'' manasındaydı.Yani Türkce Ezan karşılığı ''Haydin kurtuluşa'' diye okunacaktı.Ancak ''Haydin Felah'a'' diye okunuyordu.

CHP'nin amacı neydi?

Allah(C.C.)'ın isimleri arasında Tanrı ismi yok iken ''Tanrı uludur'' diye Ezan Türkçe 'ye çevirilmiş iken ''Haydin kurtuluşa'' neden ''Haydin Felah'a'' diye okunuyordu?

Düşününki bir Hoca günde beş defa ''Haydin kurtuluşa'' diye Minareden Ezan okuyor.

Sonuç olarak CHP'nin amacı Müslüman'lara Namaz'ı bir kurtuluş olarak göstermek istemiyordu diyebilirmiyiz? 

kaynaklar:
[3]T.B.M.M. TUTANAK DERGİSİ 16.06.1950
[4]Resmi gazete:17.06.1950
[5]1932 yılında Fatih Camii'nde okunan ilk Türkçe Ezan kaydı.Kendi Sesinden Hafız Sadettin Kaynak adlı 1993 yapımı plak.

Hilmi Kemal


27 Mayıs 2014

Arapça ezan veya kamet okuyanların üç aya kadar hafif hapis veya on liradan iki yüz liraya kadar hafif para cezasile cezalandırılacağına dair kanun

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Başbakan Refik Saydam olduğu CHP döneminde,02.06.1941 tarihinde kabul edilen 4055 sayılı kanunla Türk Ceza Kanunu'nun 526. maddesine bir fıkra eklenmiştir. Değişikliğe göre, Arapça ezan okuyanlar ve kamet getirenler, üç aya kadar hapsedilecek veya 10 liradan 200 liraya kadar para cezası ödeyeceklerdi.

madde  526:Sâlahiyetli makamlar tarafından adlî muameleler dolayısıle yahut âmme emniyeti veya âmme intizamı veya umumî hıfzıssıhha mülâhazasile kanun nizamlara aykırı olmıyarak verilen bir emre itaat etmiyen veya bu yolda alınmış bir tedbire riayet eylemeyen kimse,fiil ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde,bir aya kadar hafif hapis veya elli liraya kadar hafif para cezasıle cezalandırılır.

Şapka iktisası hakkında 671 sayılı kanunla Türk harflerinin  kabul ve tatbikına dair 1353 sayılı kanunun koyduğu memnuiyet veya mecburiyetlere muhalif hareket edenler veya arapça ezan ve kamet okuyanlar üç aya kadar hafif hapis veya on liradan iki yüz liraya kadar hafif para cezasile cezalandırılırlar.[1]

6 Haziran 1941 Tarihli Resmi Gazete,Türk Ceza Kanununun bazı maddelerini değiştiren kanun 

6 Haziran 1941 Tarihli Resmi Gazete madde 526,Kabul tarihi:02.06.1941,Kanun no:4055,Sayı:4827

Kaynaklar:
[1]Resmi gazete 06.06.1941
Hilmi Kemal



10 Mayıs 2014

Falih Rıfkı Atay:''Ezan'ın Türkçe'ye çevrilmesinde Atatürk bizzat çalışmıştı.''

Falih Rıfkı Atay:

Türçe Ezan bir din değil bir kültür işidir.Atatürk ve onunla bir düşünen inkilapçılar millileşme ve garplılaşma hareketinin ilk muvaffak olma şartını dilde ve kafada Türk milletini Arap kültüründen uzaklaştırmada aramışlardır.Latin yazısını almak,dili millileştirmek ne ise Ezanı Türçe'leştirmek de odur.

Kendi devrinde Ezan'ın Arapça yerine Türkçe okunuşu ile Atatürk'ün ilgilenmediğini söylemek bizim gibi 15 yıl onun yanında bulunmuş olanları değil,o zamanı hiç bilmeyen vatandaşları bile kandıramaz.Kaldıki ben,ezanın ve tekbirin Türkçe'ye çevrilmesinde Atanın bizzat çalıştığını bilirim.Atatürk sağ kalsaydı çoktan Kur'anı da türkçe okutacaktı.Bu işi önceleri bir metin meselesi sonrada din çalışmalarının bitmemiş olması geciktirmiştir.Tarihi doğru öğrenmek isteyenler için hakikat budur.[1]



kaynaklar:
[1]Cumhuriyet gazetesi, Falih Rıfkı Atay, 08.02.1949, sayfa:1,3


Hilmi Kemal



Ahsarla