T.B.M.M. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
T.B.M.M. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2014

CHP’li Başbakan Recep Peker, dini “zehir” olarak tanımladı



“...Komünizm denen bir ictimaî zehirden bünyeyi korumak için onun yanında yavaş yavaş genişleyecek bir şeriat hayatının ikamesi ihtimalini bir tedbir diye düşünmek aşağı yukarı bir öldürücü zehrin lâakal onun kadar öldürücü olan başka bir zehirle tedavi edileceğini zannetmekten ibarettir.Biz meşrutiyetteki îttihadı Muhammedi'nin bu memleketteki hayat yıkıcı tesirlerini görmüş insanlar değilmiyiz?''[1]

Kaynaklar:
[1]TBMM Zabit Ceridesi, dönem 8, toplantı 1, cilt 3, Ictima 22, 24.12.1946, sayfa 445


Hilmi Kemal



21 Eylül 2014

Mustafa Kemal, Sultan Vahdettin'in İngilizler tarafından sıkı bir kontrol altında olduğunu, temas kurmanın mümkün olmadığını, Halife ve Padişah'ın bağımsızlığını istiyor.


Mustafa Kemal, Sultan Vahdettin'in İngilizler tarafından sıkı bir kontrol altında olduğunu, temas kurmanın mümkün olmadığını, Halife ve Padişah'ın bağımsızlığını istiyor.


Mustafa Kemal (Ankara):

“Kutsal Halifemiz efendimiz hazretleri namazı eda etmek için camiye gittikleri zaman dahi İngiliz askeri tarafından götürülüyor. Bu acı şartlara düşmüş olan Padişahımızla özel temas da mümkün olamaz. Bu temastan millet bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü, hilafet ve saltanat makamının bağımsız ve korunmuş olmasını vicdani bir emel saymıştır. Bunun için burada çalışıyoruz ve çalışacağız. Müslümanların Halifesinin bundan başka bir şey düşünmesine imkân tasavvur ediyor musunuz? Ben şahsen hiçbir şey düşünmem. Zat-ı şahanenin ağzından işitsem bunun zorlama ve baskı altında olduğuna hükmederim.


Daha dün okuduğumuz iftiradan ibaret olan fetva hepinizin malumudur. Özgürlüğüne sahip olan bir Halife böyle fetva verdirir mi? Hepinizin bildiği gibi, hükümetin gönderdiği emirler yoruma muhtaçtır. Savaş Bakanı Fevzi Paşa namus, şeref ve haysiyetinden şüphe etmeyeceğimiz bir arkadaşımızdır. Bize gönderdiği bir emirde “İngilizlere saygı göstereceksiniz, emirlerini dinleyeceksiniz, böyle hareket etmezseniz mahvolacağız” diyordu. Bazı zayıf düşünceli kişiler muhtemelen tereddüde düşüyorlardı. Fakat biz bunun düşman tarafından not edildiğine hükmettik. Yaveriyle haber gönderdi, “Aman, Fevzi Paşa süngü altında, o emre önem vermeyin” diye. İstanbul’un acı baskısı altında biz dahi olsak, insanız, işitildiği takdirde mahvımıza sebep olacak bir sözü nasıl söyleyebiliriz?”[1]

Kaynaklar:
[1]T.B.M.M. Gizli Celse Zabıtları, Devre 1, İçtima 1, İkinci İnikat, Dördüncü Celse, 24 Nisan 1336 (1920)


Hilmi Kemal




8 Eylül 2014

İsmet İnönü gerçeği 2

17 Mayıs 1952 tarihli Milliyet gazetesi:

Türkiye Birinci Büyük Millet Meclisi azasından ve Milli Mücadelenin tanınmış ve Kahraman kumandanlarından Şükrü Oğuz Yenibahçeli'nin İsmet İnönü'nün son Karadeniz seyahatinde yaptığı tenkitler üzerine verdiği beyanatı:


''Benim bildiğim Ismet İnönü Filistin cephesinde kolordusunu bırakarak o tarihte emir subayı eniştesi Şamlı Abdürrezakla birlikte kaçmışlardır. Harekatı Milliyeye (Kurtuluş Savaşı’na) zorla götürülmüş olduğu da herkesin malumudur. 

İnönü harbinde de tekrar ordusunu perişan ve darma dağınık bir vaziyette terkederek kaçmağa teşebbüs etmiş kumandandır.''


Askeri cephesi böyle olan bir zatın siyasi cephesine gelince:

''Türk köylüsündende nefret ve istihza ile bahsetmiştir.''

''Memlekette hürriyetsizlik olduğunu söyleyen bu sakıt ve sakat diktatör, kendisi Cumhurbaşkanlığına geldiği günden beri Türkiye'yi hemen hemen örfi idare ile idare etmiş türlü kanunsuzluklarla haksızlıkları örtbas etmiştir.''

''Basın hürriyeti olmadığını söyliyen gazetecilerden bir çoğunu sürmüş ve hapishanelere atarak çürütmüş ve gazetelerini kapatıştır.''

''Türk Milleti'nin en büyük talihsizliği bu sakıt diktatörün muhalefet lideri olarak politikada Türkiye'nin büyük fedakarlıklar ve asırlarca süren mücadelelerle kurduğu hürriyet ve demokrasi rejimini yıkarak bugün memlekette yine şahsi tahakümünü kurabilmek için dürüst bir muhalefeti yine hatırından geçirmiyerek aynı zamanda Milletvekili olduğu halde tenkitlerini Millet kürsüsünde yapması gerktiği halde yıkıcı bir şekilde sokak mücadele ve tahrikçiliği yapmak vaziyetine düşmüş olmaktır.''

''Bu tahrikat muvacehesinde Memleketin selameti için Hükümetin tedbirde kusur etmiyeceğin inanmak istiyorum.

Memleketin sağ duyusununda benimle beraber olduğunu çok kuvvetle tahmin etmekteyim.''[1]

Kaynaklar:
[1]Milliyet gazetesi 17.05.1952

Hilmi Kemal

İlgili Bölüm:

10 Mayıs 2014

Şükrü KAYA:Dinler işlerini bitirmiş vazifeleri tü­kenmiş yeniden uzviyet ve hayatiyet bulamayan müesseselerdir

Kemalist İktidarın önde gelen birkaç liderinden İçişleri Bakanı Şükrü Kaya 3 Aralık 1934 T.B.M.M konuşmasında Din hakkında görüşü.

DAHİLİYE VEKİLİ ŞÜKRÜ KAYA (Muğ­la) — Her dinin kavaidi esasiyesi herkesin ma­lumudur.Dinler işlerini bitirmiş vazifeleri tü­kenmiş yeniden uzviyet ve hayatiyet bulamayan müesseselerdir (Okay sesleri, alkışlar). [1]

Kaynaklar: 
[1]T.B.M.M ZABIT CERİDESİ, Devre:4, Cilt:25, On birinci inikat, 03.12.1934

Şükrü KAYA:Laiklik hakkında görüşü,dinî tesiratı kaldırmak için çıkartılan kanunlar

Kemalist İktidarın önde gelen birkaç liderinden İçişleri Bakanı Şükrü Kaya 3 Aralık 1934 T.B.M.M konuşmasında Laiklik hakkında görüşü,dinî tesiratı kaldırmak için çıkartılan kanunlar''

DAHİLİYE VEKİLİ ŞÜKRÜ KAYA(Muğla)- Baylar, büyük inkılâbımızın temellerin­den biri de lâik olmaktır. Lâik olmak demek Devlet işlerinde ve ulus işlerinde dinî tesiratı kaldırmak demektir. Biz Cumhuriyetin kuruldu­ğu günden beri buna dair ehemmiyetli kanunlar yaptık, kararlar verdik. Hilâfetin ilgası, mah­kemelerin birleştirilmesi, seriye mahkemelerinin kaldırılması, tevhidi tedrisat, medreselerin kal­dırılması, tarikatların ilgası, kanunu medenî ve buna müteferri bir çok kanunlarımız vardır...[1]

Kaynaklar:
[1]T.B.M.M ZABIT CERİDESİ, Devre:4, Cilt:25, On birinci inikat, 03.12.1934

6 Mayıs 2014

Kemal Atatürk:Padişahımız cumhur-u İslâmın reisidir



24 Nisan 1920 tarihinde (23 Nisan 1920 Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kurulmasından bir gün sonra) Kemal Atatürk yapmış olduğu konuşmasında Saltanat'ın aynı zamanda Hilafet makamı,Padişah'ın İslam reisi,Saltanat ve Hilâfet makamlarının ayrılmasını amaçlayanların düşman olduğunu,birinci gayelerinin Saltanat ve Hilâfet makamlarının ayrılmasını amaçlayan düşmanlara bunun müsait olmadığını göstermek olduğunu belirtiyor.

Hükümet Teşkilatı Hakkında
24 Nisan 1920

...Devlet-i Osmaniye(Osmanlı Devleti) diğer herhangi bir devlet gibi hükümdarının nüfuz-u cismanisi etrafında müteşekkil(şekillenmiş) değildir. Makam-ı saltanat(Saltanat makamı) aynı zamanda makam-ı hilâfet(Hilâfet makamı) olmak itibariyle padişahımız cumhur-u islâmın da reisidir. Mücahedatımızın(mücadelemizin) birinci gayesi ise saltanat ve hilâfet makamlarının tefrikını(ayrılmasını) istihdaf(amaçlayan) eden düşmanlarımıza irade-i millîyenin(Milli iradenin) buna müsait olmadığını göstermek ve bu makamat-ı mukaddeseyi(kutsal makamı) esaret-i ecnebiyeden(yabancı esaretinden) tahlis ederek ulülemrin (Padişahın) salâhiyetini(yetkisini) düşmanın tehdit ve ikrahından(zorlamasından) azade(serbest) kılmaktır...[1]

Kaynaklar
[1]Kaynak:Atatürkün Söylev ve Demeçleri Türk Tarih Kurumu Basımevi 1997 sayfa:62


Hilmi Kemal



4 Mayıs 2014

Kemal Atatürk Millet'in Vekillerini tehdid ediyor

Hâkimiyet Ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye; müzakere ile, münakaşa ile verilmez.Hâkimiyet, saltanat kuvvetle, kudretleve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk milletinin hâkimiyet ve saltanatına, vazıulyed olmuşlardı; bu tasallûtlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdi. Şimdi de, Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hâkimiyet ve saltanatını, isyan ederek kendi eline, bilfiil, almış bulunuyur. 

Bu bir emrivakidir. Mevzuubahs olan; millete saltanatını, hakimiyetini bira kaçak mıyız, bırakmıyacak mıyız? meselesi değildir.

Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehal, olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görülse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. 

Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.[1]



Kaynaklar:
[1]Yıl; 1922 M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild II, sayfa 690-691


Hilmi Kemal



Ahsarla